08 Aralık 2016

40 yaş duası


Ahkaf Sûresi 15. ayet

Elmalılı (sadeleştirilmiş) :  

Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: «Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi ilham et. Benim neslimden gelenleri de salih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten müslümanlardanım.»



07 Aralık 2016

9 Saniye Ayakta Zor Durabilmekten Günde 9 Km Yürüyebilmeye / Kristina Downing























Kronik Yorgunluk Sendromu(CFS) sinir sistemi, bağışıklık sistemi, diğer sistemler ve organları etkileyerek kronik yorgunluğa ve/veya başka pek çok güçten düşüren belirtilere neden olur. Ben bir şey daha eklemek istiyorum, o da: Aşırı fiziksel ve psikolojik gerilimler ya da zorlanmalar nedeniyle beden aslında kısa devre yapar ve kendini iyileştiremez. Kişiyi sürekli hasta bırakır ya da yarı hasta bırakır.(s:35-36)

CFS'den kurtulmak için ilk aşamada; biyolojik belirtileri tedavi etmeli, stresle başa çıkma yöntemlerini efektif olarak öğrenmeli ve belirtilere neden olan tüm psikolojik faktörlerin üstesinden gelmelisiniz. Vücut etkili ve uygun şekilde iyileştikten hemen ama hemen sonra, kasları yenilemeli, egzersizi geliştirmeli ve uygun bir egzersiz rejimi yoluyla dayanıklılığınızı artırmalısınız. (s:37)

Vücudunuz hareketle birlikte motive olduğunda, grip benzeri belirtiler, şişmiş salgı bezleri, yorgunluk, ağrı ve duygusal sıkıntılar gibi, belirtilerin azalacağını bilin. (s:123)

Zayıf dolaşım CFS'nin işaretidir ve sonuç olarak bu rahatsızlığın birçok temel belirtisi gelişir. İyi dolaşımı desteklemek bizi iki önemli amaca ulaştırır: Durgun kan akışı nedeniyle oluşan hücresel atık ürünleri ve toksinleri temizleyip, vücudun hücreleri beslemesi için yeterince enerji vererek iyi beslenmesini sağlamak.
 (s:158)

Hatalı Bakış: İşe yaramazım.
Gerçekçi Bakış: Ciddi hastalığa sahip olmak beni değersiz yapmaz. Bunun olmasını ben istemedim. Suçlanacak kişi ben değilim. (s:180)

Marguerite: CFS ile gelen birçok zorluk oldu fakat şimdiye kadar en zoru ailemle olan ilişkimdi.Konu benim numara yaptığımı düşünmeleri değildi. Gerçekten. Ancak bir şekilde ne kadar denesem de onları iyi olmadığım konusunda ikna edemedim. Hep konuyu değiştirdiler, gözleri bulandı ya da sızlanmayı kesmemi istediler. Sadece daha fazla üzüldüm. Sempati havuzlarının kuruduğunu sonunda kabul ettim. Onlarla tamamen farklı bir iletişim kurmam gerektiğini anlamak zorundaydım.
Onlara daha fazla minnettarlığımı göstermeye başladım ve hayatları hakkında daha fazla soru sordum. Ailemin yerine yerel ME grubumdan destek almaya başladım. Bu benim için büyük bir rahatlama kaynağıydı. (s:249)

(Yakamoz Kitap, 2014, 280 sayfa)


KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN:

Her gün yorgunluk içinde geçiyor ve ne kadar dinlenirseniz dinlenin bir türlü kendinize gelemiyor musunuz? 

Kas ağrıları, uyku bozuklukları, zihinsel performansın bozulması, alerjiler ve boğaz yanması bu tabloya eşlik eden belirtilerin başında mı geliyor?
Bu koşullar altında günümüz yaşamının yüksek beklentilerine yetişebilmek için olağanüstü çaba harcamanıza rağmen, içinde bulunduğunuz durumdan tatmin olamadığınız için bir de depresyon ve anksiyete ile uğraşmak zorunda mı kalıyorsunuz? 

O zaman bu rehber kitap tam size göre!


26 Kasım 2016

Bir Yobazın Günlüğü / Ömer Faruk Dönmez






















Sıradan birgün yaşadık işte. Adına yaşamak diyorlar. Ne demekse: yaşamak: hayat: tuhaf şey bayım. Fakat yaşıyor olmanın tuhaflığını fark etmemek de bir o kadar tuhaf. Günlük hayatın akışına kapılmak. Müthiş bir anafor. Modernizm bir işgal biçimidir. Meşgul ederek işgal eder insanı. Her taraftan kuşatır. Sabah kalktığı saatten gece uyuyana kadar her dakikasını parseller: Yakalayın insanı, kendine gelemesin: kendini kaybetsin! (s:20)

Ebucehil Arapça'yı hepimizden iyi biliyordu; yetmedi işte! (s: 64)

Allah'tan ilimle donatılmış akıl, irfanla donatılmış gönül dilerim. (s: 65)

Televizyonda bir sürü dizi var. İnsanlar da aptal aptal seyrediyorlar onları. İslamın asla hoş görmeyeceği bir hayat tarzı pompalanıyor ekranlardan. Çanakkale cephesinden feci! Televizyon cephesinden verdiğimiz zayiatın haddi hesabı yok. Üstelik Çanakkale cephesinde 'şehit' oluyordu insanlar; televizyon cephesinde 'telef' oluyorlar. (s: 76)

Alışveriş merkezleri, modern çağın tapınaklarıdır. Yani bu anlamda, alışveriş bir ritüeldir, bir tapınma biçimidir. Dolayısıyla; modern çağın tanrılarını inkar eden bizim gibi münkirler için, alışveriş merkezlerine gitmek, inanmadığımız bir dinin tapınağında ayin yapmaya zorlanmak gibi bir şeydir. (s:90)

İhvandan biri yayladan ceviz getirmiş. Tebessüm etti. Kırıp bir tane uzattılar. Aldı. Cevize bakıp yine tebessüm etti: Beyin denen nesnenin kıvrımı çoktur, dedi, yolları karışıktır. İşleri dolambaçlıdır. Vücutta bir et parçası vardır ki bu kalp denen nesne  Allah'a bağlanırsa tüm vücut sıhhat bulur. (s: 119)

Ne diyorduk? Yahudiler, diyorduk sayın başkanım, Ortadoğu'yu nasıl yönetiyorlar? Ha evet, ırkçılık, hizipçilik, ayrımcılık yaparak. Türkleri, Kürtleri, İranlıları ve Arapları birbirine düşürerek. Biz aptallar da bu oyunu göremiyoruz; birbirimizi yiyoruz. Ulusalcısı Kemalisti sağcısı solcusu diline doladı gerçi; ama hakikat Gregor: Çanakkale bu yüzden fevkalade önemlidir: Şehitliklerde Türk, Arap, Kürt, Laz, Çerkes cümle Müslüman yan yana yatmaktadır. (s:148)

Benimle gelirsen, birbirimize aşk şiirleri okuduğumuz binbir gece masallarından menkul bir aşk gecesinde, sularla arınır, minderimize diz çökerek Riyazüssalihin'den hadisler okuyup, yüce Allah 'a bizi birbirimize bağışladığı için şükranlarımızı sunabilir ve sabahın ilk ışıklarıyla şehre hafif bir yağmur indiğinde, yağmur tanelerini getiren meleklerin kanadında, kimselere görünmeden, Allah 'a yükselebiliriz. (s:183)

Kur'an okuyalım arkadaşlar. Hadis okuyalım. Kur'an ve Hadis okumayan mümin olur mu? Her gün bu okumaları mutlaka yapalım. Az da olsa sürekli olan ibadet evlâdır. Mesela günde beş ayet beş hadis okuyalım. Ama her gün. Her gün. Her gün. Bize bırakılan bu iki şeye sımsıkı sarılmak zorundayız. Kurtuluş buradadır. Kur'an okumak, zihinsel donanımın yanı sıra, kalbî donanım da sağlar. "Hüde'l lil müttakîn."buyuruluyor; Kur'an muttakilere yol gösterir. (s:247)

(İz Yayıncılık, 2013, 438 sayfa)

03 Kasım 2016

Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle Topla Rahatla/ Marie Kondo




















Yardım ettiğim müşterilerim kendilerini tek seferde iki yüz adet çöp poşeti dolusu eşyadan kurtulur halde buldular. (s:9)

Topladığımı düşünürken zamanımı aslında ihtiyacım olmayan onca şeyi gözlerden uzak tutmak için bir kapağın altına tıkıştırarak boşa harcıyordum.(s:32)

Birçoğumuzun toplamak konusunda başarısızlığa uğramasının  nedenlerinden biri, fazla sayıda eşyamızın olmasıdır. (s:35)

Elinizi kalbinize götürüp, neyi nereye koyduğunuzu bile bilmediğiniz, bu kadar çok eşyayla kuşatılmış evinizde mutlu olduğunuza yemin edebilir misiniz? (s:39)

Tek yapmanız gereken vakit ayırıp sahip olduklarınızın her birini incelemek, bunu tutmak mı yoksa bundan kurtulmak mı istediğinize karar vermek. (s:40)

Neyi tutup neyi atacağımız konusunda başvuracağımız kriter, bahsi geçen eşyanın varlığıyla bizi mutlu edip etmeyeceği, bize haz verip vermediği olmalıdır. (s:54)

Takip edilecek sıra şöyledir: Kıyafetler, kitaplar, kağıtlar, muhtelif eşyalar (komono) ve son olarak duygusal bağ kurduğunuz eşyalar. (s:59)

Artık ihtiyacınız olmayan bir şeyi atmak, ne israftır ne de ayıp. Dolapta çok derinlerde gömülü olan veya çekmecede varlığını unuttuğunuz bir eşyaya gerçekten büyük değer verdiğinizi söyleyebilir misiniz? (s:76)

Burada amaç raflara özenle dizdiğiniz kitapların sırtını görebildiğiniz gibi, çekmecedeki her şeyi bir bakışta seçebilmektir. Dikkat edilecek husus kıyafetleri yatay değil, dik sıralamaktır. Her bir parçayı dikdörtgen şeklini alacak biçimde katlamaktır. Katlama sayısını öyle bir ayarlayın ki katladığınız parçayı çekmeyeceye rahatlıkla yerleştirebilin. Bu sayede çekmeceyi açar açmaz yerleştirdiğiniz her bir parçayı kolaylıkla seçebileceksiniz. (S:93)

İki kuralım vardır: Aynı türdeki eşyaların hepsini tek bir noktada toplayın, saklama alanını dağıtmamaya çalışın. (S:160)

Siz siz olun sadece ihtiyaç duyduğunuz şeyi satın alın. (s:187)

Evimizi düzene koyduğumuzda, içindeki hava taze ve temiz olur. Yaşam alanımızdaki eşyaların miktarını azaltmak toz miktarını da azaltır. Evini topladıktan sonra çoğu müşterim, bana dünyevi isteklerinin azaldığını söylüyor. Geçmişte ne kadar çok kıyafetleri olursa olsun tatmin olmadıkları ve hep giyecek yeni bir şeyler istedikleri için, sadece sevdikleri şeyleri seçip onları tutmaya başladıkları zaman ihtiyaçları  olan her şeye sahip olduklarını hissediyorlar. (s:221)

Eğer toparlamanın her gün yapılması gereken bir şey olduğunu, yaşamınız boyunca bunu tekrarlamanız gerektiğini düşünüyorsanız, uyanmanın zamanı gelmiştir. Tek seferde kökten bir temizliğin garantisini verebilirim. Hayatınızın geri kalanında tekrarlamanız gereken tek şey, neyi tutup tutmayacağınızı seçmek ve birlikteliğinizi sürdürdüğünüz öğelere iyi davranmaktır. (s:230)

(Epsilon Yayınları, 2015, 232 sayfa)

KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN:

Hangimiz dağınık değiliz ki?
Evimiz, işyerimiz, hayatımız….
Peki derli toplu olmak bu kadar mı zor?
Saatlerinizi ayırarak topladığınız her yer kısa sürede yine mi dağılıyor?
Belki de şimdiye kadar yanlış yöntemleri uyguladınız.

Japon temizlik ve organizasyon uzmanı Marie Kondo, “derleyip toplama” konusunda size yardımcı olmaya hazır.
Üstelik kalıcı sonuçlar elde edeceğinizin garantisini veriyor. Marie Kondo, bu kitapta anlattığı yöntemler ve paylaştığı sırlarla sayısını kendisinin bile hatırlamadığı müşterilerinin hayatını değiştirdi. Şimdi sıra okuyucularında!

Bir balıkçı yaka siyah kazağı diğerinden nasıl ayırt edeceğinizi bilmek, çorapları doğru şekilde katlamak,
saklama kutularını en etkili şekilde kullanmak… hayatınızda mucizeler yaratabilir.
Hele fazlalıklardan kurtulmak… Kendinizi eskisinden çok daha huzurlu, mutlu ve enerjik hissetmenizi sağlayabilir.


Denemeye başlayın... Hemen, şimdi!

22 Haziran 2016

Fıtrat Pedagojisi / Hatice Kübra Tongar






















Kur'an'ı duvarlardan kalplerimize indirelim. (s:11)

Çocuk terbiyesinde öğretebilmenin yolu anlatmaktan değil, yaşamaktan geçer. Önce, anne-baba çocuğunu okur. Onun fıtrat programını keşfeder. Sonra, çocuğuna katmak istediği olumlu hasletlerin anlatıcısı değil, yaşayıcısı olur. Öğütlerini kal diliyle değil, hal diliyle vermeye başlar. (s:24)

Kur'ani gerçeklerin pedagojiye bakan boyutunda görürüz ki, ergenliğe kadar olan süreçte çocuk eğitimi, çocuğun yaş dönemlerine has gereklilikler içerir.
0-2 yaş arası; 'oku' ayeti celilesinin bir yansıması hükmünde olan 'fıtrat okuma' dönemi
2-7 yaş arası; Efendimizin anlatmasını değil yaşamasını emreden 'örnek olma' dönemi
7-14 yaş arası; tebliğ vazifesinin emredildiği 'öğüt verme' dönemidir. (s:26)

Kur'an, bir insan inşa etme kitabıdır. Ve bu ilahi kitabın satırlarında çocuk terbiyesi için gerekli bütün bilgiler, sistemler ve davranış kalıpları ziyadesiyle mevcuttur. Maharet, vahye muhatap olabilen bir kalp, doğruyu düşünebilen bir akıl ve acziyeti haykıran bir niyetle Rabbi Rahim'in kapısını tıklatmaktır. (s:27)

Hiçbir uzmanın, hiçbir kitabı bize hayatı veren ve o hayatı okuyabilmemiz için ayet ayet yazan Rabbin (cc) buyruğundan daha doğru ve daha etkili olamaz. (s:29)

Alışılagelmiş "büyüyünce ne olacaksın" sorusunun değil; "sen aslında kimsin" sorusunun cevabını aramaktır. Aksi takdirde, içinde 'Fatih' nüvesi olan çocuktan 'Yunus' olmasını bekleme hatasına düşerler. O'nu 'Yunus' yapmaya zorlarken, fıtratındaki  'Fatih' programını da zedelemiş, belki de kaybetmiş olurlar. (s:30)

Günümüzde ebeveynlik pusulası o denli dünyayı gösterir hale gelmiştir ki, çocuğu sınavdan kötü not aldı diye kendini yiyip bitiren pek çok anne-baba, aynı hassasiyeti ve üzüntüyü namaz kılmayan evladı için -ne yazık ki- hissetmemektedir. (s:47)

Çocuğu olduğu için diliyle şükreden bir baba, davranışıyla onu aşağılıyor, hor görüyor, ruhunu zedeliyorsa, çocuğunun şükrünü yerine getirmemiş ve hatta Rabbinin verdiği nimetle yine nimeti verene isyan etmiş olmaktadır. (s:142)

Annesinin kendine dua ettiğini, hata yaptığında, eksik kaldığında ya da bir şeyi başardığında dualarla ona eşlik ettiğini gören çocuk, annesine muhabbet besler. Bu muhabbet sayesinde vicdani mekanizmaları harekete geçer. Annesini üzmemek dürtüsüyle uyumlu olmaya gayret gösterir.
Tam aksi yönde annesi tarafından kızılan, aşağılanan, hataları yüzüne vurulan bir çocuğun iç dünyasında öfke ve nefret tohumları yeşerir. Parmağını çocuğuna doğru sallayarak ona emirler yağdıran bir anne, evladının ruhunda öfke fırtınaları kopmasına neden olur. Oysa çocuğun olumsuz tavırları karşısında olumsuza değil, dua ederek olumluya yönelen bir anne, çocuğunun içindeki menfi duyguları da tamir etmiş olacaktır. (S.147)

(Hayy Kitap, 2015, 174 sayfa)

KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN:

Bırakın çocuğunuzu Allah büyütsün!

Çocuğunuzun gözünün, burnunun kime benzeyeceğini, nasıl olacağını -yani biyolojik DNA'sını- merak ettiğiniz kadar, ruhsal DNA'sı olan fıtratını da merak ediyor musunuz? Hareketli mi, sakin mi, girişken mi, utangaç mı gibi onlarca farklı fıtrat programından hangisi çocuğunuza emanet edildi; biliyor musunuz?  

Pek çok anne-baba çocuğunun yoğrulması gereken bir hamur olduğunu düşünerek ebeveynlik yapmaya başlar. Çocuğunu şekilsiz bir hamur, kendini ona istediği şekli verecek bir sanatkâr zanneder. Oysa her çocuk dünyaya kendi şekliyle -yani kendi fıtratıyla- gelir. Anne-babaya düşense, çocuğunun fıtrat programını korumak ve kendi fıtratını ortaya koyabileceği alanı ona açmaktan ötesi değildir.

İşte bu kitap; mahremiyet eğitiminden haz öteleme eğitimine, çocuk beslenmesinden öfke kontrolüne kadar pek çok önemli eğitim başlığını adetlerin değil, ayetlerin öngördüğü yöntemlerle siz annelerin istifadesine sunuyor. Tüm anneleri, çocuğunun boş sayfalarını yazma telaşından çıkarıp, zaten yazmış olan Kudret'in (cc) satırlarından ayet ayet okumaya davet ediyor.







20 Haziran 2016

Sade / Begüm Başoğlu / Ege Erim





Sevmediğiniz her şeyi gardırobunuzdan ayıklayın. Büyük birkaç karton kutuya veya geniş torbalara koyun, uzun süre göremeyeceğiniz bir yere kaldırın, ihtiyacı olanlara verin veya seçtiğiniz parçaları hoşuna gideceğini düşündüğünüz arkadaşlarınıza hediye edin. (s:26)


Gardırobunuz yalnızca sevdiğiniz eşyalardan oluştuğunda, kendinizi çok daha iyi hissedecek ve sabahları ne giyeceğinize karar vermek için harcadığınız zamanı daha verimli kullanabildiğinizi göreceksiniz. Bundan sonraki alışverişleri akıllıca yapmak ve oluşabilecek gardırop fazlalıklarına karşı tetikte olmak ise bu keyfi her daim geçerli kılmanın anahtarı olacak. (s:36)

Begüm: Sade yaşamayı öğrenmeden önce ben de eski telefonlarımı, ne işe yaradığını bile bilmediğim ara kabloları ve yıllar öncesinin dergilerini saklayan biriydim. Sade yaşamı benimsedikten sonra onlardan bir bir kurtuldum ve bu huzurlu hissi hiçbir şeye değişmem.(s:41)


Çıkarıp attığınız zaman hayatınız zorlaşacaksa, o eşya gereklidir. (s:43)

Elinizi yumruk yapın: İşte midenizin boyutları da aşağı yukarı bu kadar. Yemekle ilişkimizi sadeleştirmek için aklımızda tutmamız gereken en önemli bilgi bu. (s:63)

Siz de misafirleriniz geldiğinde çoktan yorgunluğa teslim olanlardansanız, imzanız haline gelecek birkaç yemekte karar kılın. Bir araya gelmenin amacı, hele de dostlar arasında, mutfak yeteneklerimizi cümle aleme kanıtlamak veya lezzet testinden geçmek değil. Birlikte hoşça vakit geçirmek. Hoşluk için çok yorgun oluyorsak bu işte bir sorun var demektir. (s:67)

(Okuyan Us Yayınları, 2015, 166 sayfa)



KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN:

Etrafımızı, evimizi, çantamızı, programımızı, günümüzü, gardırobumuzu, cüzdanımızı yani 
kısacası tüm hayatımızı ne kadar çok doldurursak o kadar tatmin ve dolayısıyla mutlu olacağımızı zannederiz. 

Bu kalabalığı yaratırken yaptığımız şey kendimizi yok etmektir aslında. Çünkü kendini sadece boşlukta yaratabilir insan. Azalınca çoğalır, sadeleştikçe özgürleşir ve hatta daha çok görünür olur.

Begüm Başoğlu ve Ege Erim bir gün hayatlarındaki fazlalıkları attıkça daha mutlu olduklarını keşfettiler. Bu keşif onların hayatını değiştirdi ve daha çok, daha çok atmaya başladılar. 
Giymedikleri giysileri tutmayıp, kullanmadıkları eşyaları saklamadılar. 

Her programa dahil olmaktan vazgeçerken, aslında bir sürü şeye 'maruz kalmaktan' kurtuldular. Yani sade bir yaşamı tercih ettiler. Buna tanık olanlar aynısını deneyimlemek istediğinde de 'sade yaşamak' akımı oluştu. 

Artık belki farkında olduğunuz belki de olmadığınız birçok kişi sade yaşıyor. İçinde daha az eşya, daha fazla deneyim olan, daha hafif, sınırlarını kendinizin belirlediği dolu dolu bir yaşam, sadedir. Ve sadelik güzeldir.