31 Temmuz 2015

İmaj ve Takva / Fatma Barbarosoğlu




Baudrillard 'modern dünyada fakirler dışında herkesin diyette' olduğuna dikkat çeker. Fakat modern dünyanın diyetinin amacı ruhun ebedi huzuru yakalamasına vesile olacağı inancından değil, bedeni ebedi kılmak anlayışından kaynaklanmaktadır. Modern dünyanın diyet listeleri, bilimin ölüme çare bulacağı güne kadar beden makinesini dinç ve taze tutma rüyasını vaad etmektedir. (S:14-15)



Birbirini her daim gören insanlar gönül muhabbetinin etkisiyle ne kendilerinin ne de her gün görüşmeye devam ettikleri diğer insanların zaman içindeki yıpranmışlığını fark ederler. Her şey yavaş yavaş olmuştur. Yüzdeki çizgiler, bedenin güçten düşen hali, dünyanın gidişi doğrultusunda olması gerekenlerin olduğu kabulü içinde anlaşılır.
Fotoğrafın icadıyla başlayan ve her geçen gün bir yenisi eklenen vizyon teknikleri ile birlikte, insan dündeki kendisi ile bugündeki kendisini mukayese ederken, çizgilerin bedeli olması gereken ruhi tekamülün resmini gösteren bir alet olmadığı için tercihini dündeki kendinden yana yaparak daima genç kalmanın, genç gibi görünmenin derdine düşmüştür. (s:16)


...yaşlıların gözünde dünya, daima 'yalan dünya'dır. Gençliği, güzelliği, dostlukları, ana-babayı teker teker alan dünya! (s:194)


Geleneksel dünyada yaşlıya verilen kıymet, modern dünyada yerini çocuğa verilen öneme bırakmıştır. Merhum Gemuhluoğlu'ndan ödünç aldığım ifade ile 'pederşahi aile düzeni veledşahi aileye dönüşmüştür.' (s:195)


Ne Sınavlardan Geçtik..
Ne sınavlardan geçtik...
Sınandığımızı hiç bilmeden.
Ne soruların ortasından kovulduk cevapsız.
Gördüklerimizi gözetmedik.
Gözettiklerimiz her hakikatin aması.
Emr-i bi'l-maruftu şehirlerimizin noksanı.
Her söz sahibinden ayrıydı.
Ayrıldıkça söz ayarsızlanırdı.
Kim kimdir? Ve kim kimin içindir?
Sorular hep orta yerde.
Cevaplar telaşsızdı.
Uzağımızda olan kimdir?
Yakınımızdaki neden yanımızdaki değildir?
Söz bunca uzunken gün niye kısadır? Merhameti emziren.
Kalabalıklar, kalabalıktan uzak tutamaz kendini.
Herşey karışır birbirine.
İyilik iyiliğe uzak düşer, kötülük herkesin nasibi olur ayırımsız.
Her kabiliyet kendi yolunu bulur.
Her yol kabiliyet değildir ama.
"Göz herkesi görür, kendini göremez" der alim.
Her gözün gözü başka bir bilinç'e açılır çünkü.
Çünkü bir bilinçte kalmaktır saltanatımız.
Onun için aşkın yoluna düşer.
Onun için kendimizi adarız ilme.
İşte onun için yazmaya cehd ederiz ismimizi su üstüne.
Gah anılan olmaktır arzumuz.
Gaâh aranan.
Düşse de nasibimize gâh hatıra gâh vefa;
Aç kalır en doymaz yanımız.
Başkalarını seyrettiğimiz kadar kendimizi seyredemeyişimizdir:
Adı cefa.
Ne ilk günahımız yanıbaşımızdadır.
Ne sonuncusunun tövbesi saklıdır, içimizde yangın.
Unutuşun zakkum tadıyladır her kavga.
Yine de akıllar veririz dört bir yana,
Kendi aklımızın her molasında.
"Şöyle olduğu için" deriz. Açıklamalar getiririz.
"Böyle olduğu için" diyerek bütün bilgiç formülleri tüketiriz.
"Ben zaten demiştim ki" diye başlar kendine dönük methiyelerin ilk cümlesi.
Ne sınavlardan geçeriz sınandığımızı bilmeden.
Yarım kalan cevaplar hanemize yazılır gönülsüz.
"İyilik yapılmadan kapatılan gün, yaşanmamıştır" der bilge kitaplar.
Günlerin kapısı onun için açıktır.
Onun için bereketsizdir akrep ile yelkovan..
(S:231-232)

IMG_2154

KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN:

Sosyolog Dr. Fatma Barbarosoğlu, İmaj ve Takva'da İslamcıların alternatif kamu arayışlarını; bu arayış esnasında kamusal alanı takvaya uygun olarak dönüştürme girişimlerinden vazgeçişlerini; hakim kamuya eklemlenme ve imaja sığınma süreçlerini yakın plan fotoğraflar eşliğinde tahlil ediyor. Tahliller, ateşin içinden umut çıkarmaya uğraşan bir kalbin, mesuliyet taşıyan bir bakışın ürünü olmaları sebebiyle dikkat çekici ve tarihi bir öneme sahip. Bu önem Barbarasoğlu'nun bir kadın olarak "kadın bakış açısı" içinde hapis olmama dirayetinden de kaynaklanıyor. Meselesine tümüyle vakıf bir kalemin "sözü yormayan" berrak bir ifadesi, İmaj ve Takva. Bu özelliğiyle hem imaj hem takva diyenler kadar, daima takva diyenlerin de vazgeçemeyecekleri bir kitap.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder