22 Ekim 2012

Huzur Sokağı - Şule Yüksel Şenler




Ruhunda yeni yeni bahar iklimleri açılıyordu sanki Bilal'in... Bülbül, gülü gördüğü zaman nasıl en güzel nağmelerle serenada başlarsa, o da levhalarının önüne her geçişinde böyle coşar, âhenkli okuyuşla sanki onlara, kendisine iman ve fazilet duyguları aşılayan bu levhalara karşı olan sevgi ve muhabbetini izhara çalışırdı. İşte kendisine hayat yolunu çizen bir başka levha:

"Elde Kur'an gibi bir mucize-i bâki varken
Başka burhan aramak aklıma zaid görünür.
Elde Kur'an gibi bir burhan-ı hakikat varken,
Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?"


Nihayet ince ve küçük bir çerçevede yazılı olan şu tek cümlelik levhanın önüne geldi. Levhada:

"Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku..." yazılıydı.
..."KENDİNİ OKU!" hitabındaki ince mânâyı uzun uzun tefekküre koyuldu.
İnsanın kendini okuyabilmesi için, mutlak surette iman ziyasına, iman nuruna ihtiyacı vardı. Çünkü bütün sırlar o nur, o ziya ile çözülebilirdi ancak.
"Ohh!" diye derin bir nefes aldı. Dudaklarında mes'ut bir tebessümle gözlerini yumarak, Allah'a hamd ü senâ etti. Kendisini iman nurundan, iman ziyasından mahrum etmediği için, Rabb'ine karşı kalbi bir kere daha minnet ve şükranla doldu... (s:13)

-Aması maması yok bu işin kızım... Siz zaten hep böylesinizdir. Her türlü kötülüğü göz kırpmadan işler, sonra da Müslümanlığa gelince, "Benim kalbim temiz, sen kalbe bak" der, çıkarsınız işin içinden. Kalp temizliği, ancak Allah'ın emirlerini yerine getirmekle olur. Sen tut, seni yaratan Rabb'ini unut, seni yoktan var eden Halik'ına sırt dön, Müslüman olarak doğduğun halde, nüfusunda "İslâm" yazdığı halde, Hıristiyanlar, hatta dinsizler gibi yaşa, sonra da kalp temizliğiyle Müslüman geçinmeye kalk. Sorarım sana Feyza, Allah'ın emirlerine âsi gelen, bu yüce, İlâhî emirlere isyan bayrağını çeken bir kalp nasıl temiz olabilir? (s:155)

O günden sonra Hilal de kendisini bu kahraman ve cesur insanlara benzetmeye başlamıştı...Öyle ya, dinsiz öğretmenine karşı o da Allah'ın var olduğunu haykırmış ve ispat etmişti. Belki Hz. Bilâl ve Hz. Sümeyye kadar işkence çekmemişti, ama Allah'a inanmanın cezası olarak Din dersinden kırık not almış ve arkadaşlarının içinde bir sürü hakarete maruz kalmıştı. Ama bundan dolayı artık en ufak bir üzüntü duymuyordu içinde. Bilânçosu, küçük çapta da olsa, bu küçük yaşında Allah yolunda mücadeleye giriştiği ve bu mücadeleyi zaferle kazandığı için sevincine pâyan yoktu Hilâl'in... (s:304)

Feyza'nın hafif bir fenalık geçirdiğini gören Muavin Hanım, sesinde gizleyemediği bir hüzünle seslendi:
-Feyza Hanım, rica ederim kendinize geliniz...Sakin olunuz lütfen... Hayatta bazen öyle acı ve katı gerçekler vardır ki isteseniz de istemeseniz de gelir, sizi bulur yakanıza yapışırlar.
Feyza, kulaklarına derinden derine gelen bu sözler üzerine büyük bir gayretle kendini topladı ve:
-Peşinen söylemiştim ya size. Benim üzüleceğimden endişe duymamanızı. Evet endişe etmeyiniz Muavin Hanım, İslamiyet'in muhafaza ve müdafaası için...Kadınların namusu, iffeti ve örtüsü için düşmanlarla asırlar boyu kıyasıya çarpışmış olan kahraman ecdâdımızın, şahadet kanları ile sulayarak bize yadigâr olarak bıraktıkları bu vatan topraklarında, şehitler yatağı bir İslâm beldesinde dinin emirlerine riayet ettikleri için, başı örtülü, kalbi imanlı Müslümanlar olarak Moskof mezalimine eş bir zulüm ve hakarete mâruz tutulup,  kendi öz diyarlarında, birer esir, birer üvey evlat muamelesi görmeye alışacağız çaresiz. (s:368)

(Timaş Yayınları, 2011, 608 sayfa)


9




KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN

İstanbul'un kenar semtlerinden birinde kırık dökük, irili ufaklı ahşap evlerin sıralandığı dar ve küçük bir sokakta başlamıştı her şey. Yağmur yiye yiye tahtaları aşınmış, her rüzgâr esişte yıkılıverecekmiş intibaını uyandıran, kırılan camların yerine sararmış gazete kâğıtları yapıştırılmış, rengi solgun, yer yer yamalı, basma perdeli evleri ile “Huzur Sokağı”nın farklı bir sokak olduğu ilk bakışta anlaşılırdı.

Sene 1969...
Huzur Sokağı, Bugün gazetesinde tefrika edildi, aynı yıl büyük yankı uyandırdı ve dönemin en popüler eserleri arasına girdi.

Sene 2011...
Huzur sokağı hâlâ elden ele dolaşıyor...Yılların değiştirdiği tek şey, bu eserin artık klasikler arasında anılıyor olması

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder